Şövalye Ölüm ve Şeytan: Aslında Sadece Bir Şövalyenin Resmi Değil!

Dürer’in dünyaca ünlü gravürü ‘Şövalye Ölüm ve Şeytan’a baktığınızda ne görüyorsunuz? Sadece bir şövalye mi? İnanın burada bir şövalyeden çok daha fazlası var. Ölüm, şeytan, hayatın kısalığı ve daha fazlası. Yazımızı okuduktan sonra bu esere bakış açınız tamamen değişecek.

Kaynak: https://twitter.com/culturaltutor/sta…

Bu eserin adı Şövalye, Ölüm ve Şeytan.

Tüm zamanların en yetenekli sanatçılarından biri olan Albrecht Dürer tarafından 500 yılı aşkın bir süre önce yapılmış.

İlk bakışta gördüğünüz sadece bir şövalye olabilir ama aslında sadece bir şövalyenin resmi değil… Çok daha fazlası.

Detaylara inmek lazım. Hepsini anlatacağız tek tek ama minik bir detayı şimdiden söyleyelim. Eserde gördüğünüz kum saati burada hayatın kısalığını temsil ediyor.

Daha fazlasını söylemeden önce Dürer’i biraz daha yakından tanıyalım.

Nürnberg’de doğan Albrecht Dürer (1471-1528), yaşadığı dönemde Avrupa’nın en popüler sanatçısıydı.

Neden? Çünkü o, herhangi bir resmin yapabileceğinden çok daha fazla yayılan illüstrasyonlar üretmiştir.

Dürer’in ağaç oymaları ve bakır gravürleri, bağımsız baskılar oluşturmak ve kitapları resimlemek için kullanıldı.

Avrupa’da sadece birkaç yıl önce icat edilen matbaa, sonrasındaki internetin icadı gibi bir devrim niteliği taşıyordu.

Çünkü bilgi (ve sanat) her zamankinden daha erişilebilirdi.

1498’deki Apocalypse çizimleri, Dürer’e kıta çapında ün kazandıran şeydi.

Aslında ilk başarılı illüstratör o değildi, ancak Dürer bu sanatsal ortama hassasiyet, incelik ve enerji getirdiği için öne çıkıyordu.

Ve baskıları da tüm Avrupa’da satıldı.

Leonardo, Raphael ve Michelangelo hakkında yazan İtalyan biyografi yazarı Giorgio Vasari de Dürer’den övgüyle bahsetmiştir.

Vasari, yazılarında en çok Dürer’in müthiş hayal gücünden bahsediyor ki zaten bu da onun en bilinen özelliklerinden biri.

Dürer, 1490’lı yıllarda İtalya’ya gittiğinde, İtalyan Rönesans sanatını tanımlayan matematiksel perspektif ve orantı çalışmalarından çok şey öğrendi.

Hatta herhangi bir Floransalı hümaniste yakışır şekilde, insan oranları üzerine kendi kitabını yazdı ve resimledi.

Dürer gerçekçiliğe aldırış etmeyen, bol ayrıntı ve kalabalık sahnelerle dolu Orta Çağ sanatına da kanalize olmuştu.

Net bir şekilde ifade edebiliriz ki, Dürer bir şekilde üç farklı sanatsal akımı bir araya getirmenin ve benzersiz bir tarz üretmenin bir yolunu bulmuştu.

Peki bunu nasıl başardı? Dürer, belli ki olağanüstü doğal yeteneğe sahip bir sanatçıydı.

Dua etmek için kaldırılan elleri çizerken bile farkı ortada…

Ancak bunun için sadece bir beceri meselesi deyip geçemeyiz. Dürer’in dikkate değer bir kişiliği vardı ve Dürer’i bu kadar güçlü bir sanatçı yapan, yeteneği kadar kişiliğiydi.

Bu sadece bir tavşan bile olsa, dünyayı derinden merak etmiş ve resimlerini ona göre yapmıştır.

Çalışmalarını büyük bir enerji ve özgünlükle dolduran bu dikkate değer kişilik, aynı zamanda şaşırtıcı bir egoistliğin eşiğindeydi.

İşte karşınızda kendine son derece güvenen bir adam. Burada gördüğünüz, Dürer’in, -genellikle İsa Mesih’in tablolarında gördüğümüz pozdaki -bir otoportresi.

Dürer eserlerini diğer sanatçıların yaptığı gibi normal bir şekilde imzalamak yerine A ve D harflerinden (baş harfleri) oluşan bir monogram kullanırdı.

Dürer gerçekten sanatsal bir süperstardı.

Giorgio Vasari, Dürer’in popülaritesinin ve başarısının, aslında kendi çalışmasını Dürer’inmiş gibi gösteren Marc Antonio Bolognese adlı bir İtalyan da dahil olmak üzere, başkalarının onu kopyalamasına yol açtığını açıklıyor.

Dürer’in ahşap oymaları ve gravürleri resimlerinden daha iyiydi ama portrelerinin muhteşemliğini de görmezden gelemeyiz.

Dürer, kim olursa olsun tüm modellerine aynı yoğunlukta bir ilgi gösteriyordu ve eserlerini öyle yaratıyordu.

O dönemde bir bilim adamı, Dürer’in ahşap oymalarının ve gravürlerinin renksiz olduğunda daha iyi göründüğünü söyledi.

Mahşerin Dört Atlısı’nın iki versiyonunu karşılaştırırsak, aslında haksız olmadığını görüyoruz. Renk, bir şekilde, çizimlerinin canlılığını ve özgünlüğünü azaltmış gibi gözüküyor.

Dürer’in en büyük başarısı, ‘Melankoli’ gravürüyle daha önce sanatta bilinmeyen bir psikolojik yoğunluk ve derinliği ortaya koymasıydı.

Giorgio Vasari’nin sözleriyle bu eseri ile ‘dünyayı hayrete düşürdü.’

Bu da bizi yavaş yavaş asıl konumuza ‘Şövalye, Ölüm ve Şeytan’a getiriyor.

‘Şövalye, Ölüm ve Şeytan’ Erasmus’un yazdığı bir kitaba dayanıyordu.

Acımasız, esprili, ılımlı Erasmus’u, burada Holbein’ın portresinde görüyoruz.

Erasmus boşanma ve kadınların eğitimi hakkında yazılar yazan aynı zamanda idam cezasına ve dini zulme karşı çıkan bir bilgindi.

1502’de bir kadın, Erasmus’tan kocasının hatalı davranışlarını değiştirmesi için yardım istedi. Bu nedenle Erasmus, ‘The Manual of Christian Knight’ı yazdı.

Buradaki şövalyenin zırhı ve silahları bıçak ve çelik yerine inanç ve bilgiydi.

Dürer’in, Erasmus’un ‘erdem şövalyesi’ne dayanan ve bir alegori olan çizimi, birçok kez yanlış kullanıldı ve kasıtlı olarak yanlış anlaşıldı.

Halbuki Erasmus, her türlü şiddete ve savaşa karşı çıkan hoşgörü ve uzlaşmayı savunan biriydi.

Erasmus gerçek bir Avrupalıydı, ve tüm uluslar arasında uyuma inanan biriydi., milliyetçi değildi.

Erasmus Avrupa’nın dört bir yanında geniş çaplı seyahatlerinde ister anavatanı Hollanda’da olsun ister Almanya, İngiltere, İtalya veya İsviçre’de, nerede olursa olsun kendini hep evinde hissetti.

Kim bilir belki de Dürer, Erasmus’un erdem şövalyesini tasvir edecek doğru sanatçı değildi.

Erasmus nazik, ılımlı ve şüpheciydi; Dürer ise yoğun, gayretli ve kararlıydı.

Ne olursa olsun bir gerçek var ki, o da bu iki aklın gizli anlaşması sayesinde tarihin en büyüleyici sanat eserlerinden birinin ortaya çıktığı…

Dürer’in “Şövalye, Ölüm ve Şeytan” eserinde vurguladığı önemli figürler var. İlkini başta söylemiştik. 

Şövalyenin yanındaki ata binen kişi ‘Ölüm’, arkada gördüğümüz ise ‘Şeytan’. Ölümün elinde tuttuğu kum saati hayatın sonsuza kadar sürmediğini ve kısa olduğunu temsil ediyor.

Dikkat çeken başka bir detay ise zamanı kısıtlı olmasına rağmen ‘Şövalye’nin oldukça sakin görünmesi. ‘Ölüm’e bakmıyor ve endişe dahi duymuyor.

Bir şövalyeden çok daha fazlası demiştik…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir