Ünlü Gladyatör Spartaküs Bir Köleydi! Roma’da Köle Olmak ‘Gerçekte’ Nasıldı?

Kölelik, Roma devletinin adeta temel taşlarından biriydi. Bedava insan gücünü kullanan toplumun üst tabakaları için vazgeçilmez bir sömürüydü. Köleler bazen ölümüne çalıştırılır, aç bırakılır, işkence edilir ve hatta keyfi bir şekilde öldürülürdü. Anlayacağınız günümüzde yayınlanan birçok filmde gösterildiği kadar kolay bir yaşamları yoktu. İçeriğimizde, Roma’da gerçekten köle olmanın nasıl yönleri vardı, irdeliyoruz. Buyurun?

Roma’da köleler sadece tarım alanlarında veya evlerde çalışmıyordu. Aklınıza gelebilecek her türlü ayak işi kölelere yaptırılırdı.

Kırsal ve kentsel olarak sınıflandırılan köleler yemekten madenciliğe kadar her türlü işi yaparlardı. Örneğin; demirci, fırıncı, muhafızlık gibi çok çeşitli işleri olabiliyordu. Köleler nadir de olsa iş adamları için muhasebeci veya işletmeci olarak da çalıştırılırdı. Savaş esiri bir köle olarak doğmuş olan biri, satılabilir, yangın söndürme gibi tehlikeli olaylarda kullanılabilir, inşaat işlerinde çalıştırılabilir hatta infazcı olarak bile yapılabilirdi.

Bazı köleler, doğumlarından ölümlerine kadar efendilerinin bir malı olarak yaşarlardı. Fakat bazıları, bir miktar parayı bulabilenler, daha şanslı olurdu.

Kölelerin özgürlüklerine kavuşmalarının en eski ve kolay yolu efendilerinin onlara özgürlük tanımasıydı. Azat edilme, efendinin kendi isteğiyle veya belli bir miktar para veya tören karşılığında gerçekleşirdi. Bazı insanlar borçlarını ödemek amacıyla kendilerini satarak köle olurdu. Sözleşme dolduğunda ise özgürlüklerine kavuşurlardı.

Köleler, ayrıca bir efendinin yetkisi altındayken kontrol ettikleri özel mülk veya hesaptan vazgeçerek para biriktirirlerdi.

Efendilerinin himayesi altında olsalar dahi özgürlüklerini satın almak için bu varlıkları kullanabilirlerdi. Özgür kaldıktan sonra ise sihirli bir şekilde yetkin Roma vatandaşlarına dönüşmezlerdi. Azat edilmelerinin ardından bu eski köleler, koşullu vatandaş olarak görülürdü. Ayrıca kamu görevlerinde yer almaları da sınırlandırılırdı.

Romalı hukukçu Gaius’a göre, birinci yüzyıla kadar otuz yaşının altındaki köleler azat edilmezdi.

Kölelik her dönemde zalimce ve dayanılmazdı. Roma köleleri için de durum farksız değildi. Köle sahipleri, kölelerini istedikleri gibi cezalandırabilirdi. Efendilerin malları olarak görülen kölelerden davranışlarına dikkat edilmesi beklenirdi. Eğer dikkat etmezlerse sonuçları felaket olurdu. II. yüzyıl oyun yazarı Plautus’un yazdığı oyun, In Menaechmi‘de bir köleye vurgu yapan şu sözler durumu açıklamakta:

‘Prangalar, değirmen, yorgunluk, açlık, keskin soğuk… Aylaklık için iyi ödeme. İşte bundan çok korkuyorum. Öyleyse, iyi olmak kötü olmaktan çok daha iyidir. Dil kırbaçlarına aldırış etmem ama gerçek kırbaçlardan nefret ederim.’

Efendiler, kölelerini dövebilir; zincir ve prangalar kullanarak acımasızca cezalandırabilirdi.

Ayrıca kölelerini satmayı, asarak veya çarmıha gererek öldürmeyi de kendilerine hak görürlerdi. Kaçmaya çalışan köleler ise damgalanırdı.

Bazı köleler gladyatör olmak için eğitilirdi.

Çoğu kölelerden oluşan ilk gladyatörler, milattan önce üçüncü yüzyılda oldukça yaygındı. Ünlü köle Spartaküs, Roma’nın gladyatör okullarında eğitilmişti. Bu okulların da zorlu koşulları vardı. Gladyatörler de tıpkı mahkumlar gibi muamele görüyordu. Tıbbi yardım, beslenme, eğitim için teçhizat almaları ise onları mahkumlardan ayıran sayılı şeylerdendi. İnsandan çok yatırım muamelesi gören bu kişiler pek sık öldürülmüyordu.

Arkeolog Wolfgang Neubauer’a göre, gladyatörler çok değerliydi. Önceden köle olan birçok kişi gladyatör olmak isterdi.

Özgürlüklerini satın aldıktan sonra kısıtlı seçeneklerle gladyatör yemini ederek kendilerini yeni bir esaretin kollarına atıyorlardı. Böylece ateşle yakılmayı, zincirlenmeyi, öldürülmeyi göze almış oluyorlardı.

Köleler genellikle efendilerinden uzak bir odada kalırdı.

Fakat bazıları gece bir ihtiyaç olması durumunda yakın odalarda kalabilmekteydi. Yine de köleleri özgür erkek ve kadınlardan ayrı tutmak için kararlı bir çaba vardı. Genellikle bir kölenin odası ambar veya kilerin yakınında bulunur ve yerler diğer kölelerle paylaşılırdı.

Köleler, yoksul özgür erkek ve kadınların giydiği giysilerden çok da farklı olmayan basit giysiler giymeye zorlandı.

Efendiler, kölelerine iki yılda bir giymeleri için bir yelek, tunik ve ayakkabı verirdi. Roma’da moda olan hiçbir giysiyi kullanmalarına izin verilmezdi. Kadın kölelerin verilen kıyafetler dışında bir elbise giymeleri yasaktı. Romalı kadınların geleneksel kıyafeti olan stola da bu yasağın içindeydi. Seneca’ya göre Roma senatosu, kölelere toplumda kolay fark edilmeleri için üniforma giydirmeyi düşündü. Fakat kölelerin ne kadar çok sayıda olduklarını bilmelerini engellemek amacıyla bu düşünceden vazgeçtiler.

Roma’nın üst tabaka insanlarının kölelerin olası bir isyanı konusunda her geçen gün artan bir endişesi vardı.

Zaman zaman Roma sosyetesini tehdit eden küçük çatışmalar oluyordu. Geniş kapsamlı isyan ise Spartaküs önderliğinde gerçekleşti. Spartaküs, yaklaşık yetmiş bin köle ve destekçi barındıran ordusuyla köle devrimine liderlik etmeye başladı. Milattan önce 73-71 yılları arasında sayısız mücadele veren köle ve destekçi ordusu Spartaküs katledilene kadar Roma ordusuyla çatıştı. Kaynaklara göre, insan özgürlüğü için ölümüne çabalayan Spartaküs son anına kadar kahramanca savaştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir